
Oruçtan önceki şölen
Bir kutlama sözcüğü eski bir ipucu taşır: eti sofradan kaldırmak.
İngilizce sözcüklerin tarihi çoğu zaman beklenmedik yerlerden geçer. Bir hikâye okuyun, bir izin peşine düşün ve tanıdık bir sözcüğün neler taşıdığını görün.

Bir kutlama sözcüğü eski bir ipucu taşır: eti sofradan kaldırmak.

Bekleyen bir gemi, tanıdık bir sözcüğün içinde eski bir sayı bırakır.

Küçük bir portre, bir Fransız maliye bakanının adını taşır.

Dedektiflerin tanıdık sözcüğü, bir iplik yumağı olarak yola çıktı.

Güçlü bir sözcük, küçücük bir hayvanın adını taşır.

Bir adayın adı, bir zamanlar beyaz bir giysiyi tarif ediyordu.

Felaketi anlatan bir sözcük, gökyüzüne ilişkin eski bir düşünceyi korur.

İki dilim ekmek, bir unvanı ve sık sık anlatılan bir anekdotu taşır.

Bir arazi yöneticisinin soyadı, toprak mücadelesinden daha uzun yaşadı.

Bir Çek tiyatro oyunu, dünyaya içinde emek barındıran bir ad verdi.

Bir matematikçinin adı, el yazmalarından modern yöntemlere uzanır.

Banyodan tanıdık bir sözcük, masaj hareketiyle başlar.

Bir maden kasabası, adının bir parçasını dünyanın cüzdanlarında bırakır.

Üç kurmaca gezgin, mektup yazan birine bir keşif türünü adlandırmada yardımcı olur.

Bir mit, geri dönen sese insani bir hikâye verir.

Görünmeyen bir kaynaktan gelen ses, bir orman tanrısının adını taşır.

İnişi anlatan bir sözcük, ekranda yeni bir hayat bulur.

Bir kumaşın yanına portakal koyun ve bir adın nasıl görev değiştirdiğini görün.

Bir kumaş adı, bir kentten gündelik giysilere uzanır.

Havada uçan bir akrobat, gardıropta soyadını bırakır.

Bir motor, mucidinin adını çeşitli modern anlamlara taşır.

Bir bilginin adı, daha sonraki bir tartışmada beklenmedik bir yöne sapar.

Atina'daki bir oylama, dışlama anlamında bir sözcük bırakır.